Efsanevi oyuncularımızdan Kemal Sunal’ın ilk rol aldığı filmi izledim.
Filmde basketbolcu rolünü canlandıran Kemal Sunal, yalnızca birkaç sahnede görünmesine rağmen ilk oyunculuk deneyiminde bile konuşma tarzı, mimikleri ve hareketleriyle ileride canlandıracağı unutulmaz karakterlerin izlerini taşıyor gibiydi. Bu arada filmin, Ertem Eğilmez’in yönetmen olarak çektiği ilk film olduğunu da not düşmek isterim.
Dönemin çekim şartları nedeniyle filmde bazı teknik hatalar göze çarpsa da, genel olarak samimi atmosferi ve sıcak anlatımıyla bir solukta izlenebilecek yapımlardan biri olduğunu düşünüyorum.
Filmde beni en çok etkileyen sahnelerden biri ise Tarık Akan ile Filiz Akın’ın evlilik hazırlıklarıydı. Gelinin koyun postuna bastırılması, elindeki unu duvarda asılı kilime sürmesi ve ağzına bal çalınması gibi geleneksel ritüellerin gösterilmesi, filmin kültürel yönünü oldukça zenginleştirmişti.
Bu ritüellerin kökenlerine baktığımızda ilginç bir tablo ortaya çıkıyor:
- Gelinin koyun postuna bastırılması: Koyun, Türk kültüründe bereketin, zenginliğin ve uğurun simgelerinden biridir. Orta Asya Türk topluluklarında hayvancılık hayatın merkezinde olduğu için koyun ve postu kutsal kabul edilirdi. Gelinin posta basması; bereketli, huzurlu ve bolluk içinde bir yuva kurması dileğini temsil eder. Bu geleneğin kökeni büyük ölçüde eski Türk bozkır kültürüne dayandırılır.
- Gelinin ağzına bal çalınması: Bal; tatlı dil, huzurlu evlilik ve bereket anlamına gelir. Balın uğur ve sağlık getirdiğine dair inanış hem eski Türk inançlarında hem de Anadolu’nun farklı kültürlerinde görülmektedir. Bu nedenle ritüelin tek bir kaynağa ait olduğunu söylemek zor olsa da, Türk kültürü içinde yüzyıllardır yaşayan ortak bir gelenektir.
- Gelinin unu kilime veya duvara sürmesi: Un, ekmek ve buğday Türk kültüründe bolluğun, rızkın ve bereketin sembolüdür. Gelinin eve bereket getirmesi dileğiyle yapılan bu uygulama, eski Türklerin bereket anlayışı ile Anadolu’daki tarım kültürünün birleşmesinden doğmuş geleneklerden biri olarak değerlendirilir. Doğrudan Orta Asya’dan geldiğini gösteren kesin bir kanıt bulunmasa da, Türk kültüründeki bereket sembolleriyle güçlü benzerlikler taşımaktadır.
Şüphesiz Anadolu, tarih boyunca yoğun göçlerin yaşandığı, sayısız medeniyetin iz bıraktığı çok katmanlı bir coğrafyadır. Bu nedenle bugün yaşattığımız geleneklerin bir kısmı Orta Asya’dan taşınan eski Türk mirasını, bir kısmı ise Anadolu’da karşılaşılan farklı kültürlerle yüzyıllar içinde kaynaşan ortak değerleri yansıtır.
Anadolu’nun çok katmanlı kültürel yapısıyla özümüzün birleşmesinden doğan bu kültür mozaiğini yaşatabilmek ve gelecek nesillere aktarabilmek en büyük sorumluluklarımızdan biridir. Türk milletinin bu zengin mirası koruyarak dünyaya tanıtması ve yaşatması dileğiyle…
