Abız, Kazaklarda ve birçok Türk halkında özel toplumsal statüye sahip bir zümreye mensup, ruhani rehberlik yapan, özellikle hanlara akıl verip, seferlerde dua ederek savaşın seyrine etkide bulunan, ona kudretli güç kazandıran, düşmanın kuvvetini zayıflatmaya yönelik büyüsel uygulamalar yapan, askerlerin yolunu açan, geleceği önceden sezip topluma yön gösteren yüksek itibarlı kişidir. Abızların ellerinde genellikle saz bulunur. Abızlar aynı zamanda takvimi, hava durumunu ve göksel olayları iyi bilirler.

Abız, Arapça kökenli hafız kelimesinden türediği bilim dünyasında kabul görmüş bir görüştür. Arapçada bu kelime “koruyucu”, “hafızası kuvvetli kişi”, “şiirleri ve Kur’an-ı Kerim’i ezberden okuyan kimse” anlamlarını taşır. Türkmenler de ozan şarkıcıları hapız olarak adlandırırlar.

Ünlü yazar ve araştırmacı M. Avezov, Kazak Edebiyatının Tarihi adlı eserinde “abız” kelimesinin aslının Arapça hafız sözcüğünden geçtiğini ve bu kavramın şamanlığın zayıflayıp geri çekildiği dönemlerde ortaya çıkan senkretik bir anlayışın ürünü olduğunu belirterek bu konuda şöyle der: “Bazı zamanlar İslamiyet’le eski inançların uzlaşmaya vardığı hususlar vardır. Halk ilkin İslam’ı kabul etmiş olsa da, Müslüman mollasından ziyade kendi bakşısını (şamanını) üstün görmüştür. Çünkü bakşı, büyük bir kudret taşıyor ve halkın gönlünü kazanarak üzerinde nüfuz kuruyordu. Bu nedenle bazı yerlerde bakşıya Müslüman evliyalarının niteliklerini yakıştırarak kaynaştırma yoluna gidilmiştir. Örneğin, eski zamanlarda ‘abız’ denilen kişiler vardı.”

Kazak toplumunda abız, karmaşık ve senkretik bir tip olarak yüzyıllar boyunca çeşitli etkileşimlerle şekillenmiştir. Geçmişte onun görevlerini bakşı (şaman), jırav (ozan), javırınşı (kürek kemiğinden kehanet yapan), jayşı (hava tahmincisi) ve eseppşi (hesapçı/astroloji uzmanı) gibi kişiler üstlenmiştir. Folklor araştırmacısı E. Tursunov, geleceği gören, yorumlayan, askeri kehanetlerde bulunan abız geleneğine dayanarak, daha sonraki dönemlerde jırav tipinin halkın ruhani yaşamında önde gelen bir rol üstlendiği sonucuna varmıştır. Yani bilim insanı, eski dönemdeki askeri kâhin-abız görevini daha sonra jırav tipinin devraldığını ve onun ön plana çıktığını ifade eder. Dikkat edilmesi gereken bir husus şudur ki, Kazaklardaki abızın görevinin anlam katmanları oldukça fazladır ve “abız” kelimesi çok yönlü, derin anlamlara sahiptir. Konu hakkında A. Kunanbay şöyle der: “Kuteybe adlı bir kişi Kaşgar’a kadar gelip halkı İslam’a ikna ettiğinde, bunlar ‘Müslüman olduk’ demelerine rağmen, önceden şaman ve büyücülere inanan, ateşe ve ışığa tapan adetlerinden dolayı İslam’ı hemen anlayamadıklarından zamanlar biraz olsun okuma-yazma bilen birine ‘abız’ derlermiş. Yani ‘abız’, başlangıçta şaman dinindeki insanların kâmil din adamlarına verdikleri isimmiş.”

Akademisyen E. Margulan bu kavramı şöyle açıklar: “Eski zamanlarda bazı şair şamanlar ‘abız’ olarak anılırdı. (Nisan Abız, Kurmanbay Abız, Sabırbay Abız gibi.) Bu kişilerin özelliği, eski çağlara ait yazıları tanıyabilmeleri, taşa, ağaca ya da deri üzerine yazılmış yazıları okuyabilmeleriydi. Bozkırda herhangi bir taş yazıt bulunursa, oradaki Kazaklarda ‘şu abıza gösterin’ derlermiş. Orta Çağ’daki birçok abız, Kazak hanlarının kâtiplik görevini de üstlenmiştir.”

Eski ve yeni dönem abızlarının temel görevi, hanın ve ünlü komutanın çevresinde bulunarak kehanette bulunmak, geleceğe dair öngörüler yapmak olmuştur. Ünlü Kenesarı Han’ın kardeşi Navrızbay Töre’ye İman Abız‘ın söylediği sözlerde ve ünlü Mönke Biy‘in tolgav (didaktik şiir) türündeki eserlerinde kehanet (öngörü) teması baskındır.

Arkam jüzi sarı orıs alar, (Arkayı yüzü sarı Rus alır.)

Kudalap kara toprak konıs alar. (Dünür olup kara topraklı yurdu ele geçirir.)

Sarı kımız, sarı kımız, nan ornına, (Sarı kımız, sarı kımız ekmek yerine,)

Kartop jep katın bala bir kuvanar. (Patates yer kadın çocuk, buna sevinir.)

..Buzav torpak, tayınşaga, (..Buzağı, danaya,)

Jük artılar dep edi. (Yük yüklenir demişti.)

Karap turgan jigitke, (Karşıdan bakan delikanlıya,)

Kız artılar dep edi. (Kız yüklenir demişti.)

Kökek ayı bolganda, (Guguk ayında,)

Kempir küyler dep edi. (Kocakanı saz çalar demişti.)

Eginşinin katını, (Çiftçinin karısı,)

Bayın biyler dep edi. (Kocasını yönetir demişti.)

“Toğan bası – murap” – dep, (“Su başı – murap” deyip,)

Arık şıgar dep edi. (Ark kazılır demişti.)

Sol arıktın işinen, (O arığın içinden,)

Injayı jok jamannın, (Değeri olmayan kötü kişinin,)

Pışagı men şakpağı, (Bıçağı ile çakmağı,)

Kalıp şıgar dep edi. (Ortaya çıkar demişti.)

Altaylar ve Hakaslar arasında Hristiyanlıktaki papaz karşılığı olan “abıs” bir kelimesi vardır. Sonuç olarak denilebilir ki, Türk halklarının ruhani sisteminde kullanılmış bu kelime, sonraları misyonerler tarafından farklı bir anlamda kullanılmaya başlanmıştır.

Kaynakça: Butanayev, V.Y. (1999); E. Margulan; M. Avezov; Meşhur Jüsip Köpeyulı (2006); Tursunov, E. (1976).

Akzatt Tayjanulı

Abra - Alt.
Abıhayat - T. Türk.

Leave A Comment