İnsanın burnunun alt tabanıyla üst dudağın tam ortasını ikiye bölen çukurluğa benzeyen bir oluk vardır; buna “burnun su akarı” denir. Konuyla ilgili olarak, A. Kekilbayev’in “En Mutlu Gün” (“En Bakıttı Kün”) adlı hikâyesinde şu ifadeler geçer: “Murınnın astındağı suağar manı makurım kalıp, ezulete bitken tört-bes taldın bäri tikireyip ketken” (Burnunun altındaki su akarının çevresi kararmış, dudağının kenarındaki dört-beş kılın hepsi dimdik olmuştu). İnsan yüzündeki bu yer, kimi zaman “bıyığın su akarı” olarak da adlandırılır. Kazak Dilinin Açıklamalı Sözlüğü‘nde şu bilgi yer alır: “Musılman adam murtının suağarın kırıp tastauı parız deydi.” (Müslüman bir erkeğin bıyığının su akarını tıraş etmesi farzdır). Bu işaret hakkında bazı anlatıcılara göre, Tanrı insanın suretini biçimlendirirken bu bölgeye meleğin eli değmiş, böylece bu şekil oluşmuştur. Bu yüzden kutsal sayılmış ve başlangıçtan beri “insan işareti” olarak adlandırılmıştır. Dolayısıyla Müslüman bir kimse bıyığını kısaltırken bu çukur kısmı tıraşlayarak belirginleştirmelidir; çünkü insana özgü bu işaretin her zaman görünür olması gerekir.

Saha araştırması sırasında konuyla ilgili bilgi veren yaşlılar, burnun tam altında yer alan ve üst dudağı ikiye bölen bu küçük çukurluğu “İnsan İşareti” olarak adlandırdıklarını söyleyerek konuyla ilgili şu efsaneyi anlattılar: “Allah insanı yarattığında, onun yüz hatlarını hayvandan ayırt edebilmek için bu çukuru özellikle insana vermiştir. Dikkat ederseniz, insana benzeyen maymunların veya herhangi bir hayvanın yüzünde böyle bir işaret yoktur. Bu, yalnızca insana özgü bir özelliktir. Dolayısıyla Tanrı, insanı diğer canlılardan ayırt etmek için bu işareti koymuştur; bu nedenle buna ‘İnsan İşareti’ denilmiştir.”

Bu konuda eski bir anlatı şöyledir: Bir zamanlar şeytan bir insanın kılığına girip onun birebir benzerine dönüşür ve adamı takip ederek evine kadar gider. Evdekilere “Ben gerçek olanım, şu ise beni taklit eden şeytandır” diyerek herkesi kandırır ve ortalığı karıştırır. Bunun üzerine ev halkı bilge bir aksakallı çağırır. Bilge gelir, ikisinin yüz hatlarını dikkatle inceler; “insan işaretini” arar ve karşılaştırır. Bu sayede kılık değiştirmiş iblisi teşhis ederek cezasını verir ve gerçek insanı beladan kurtarır. O günden itibaren bu işaret halk arasında özel bir saygı kazanmıştır.

Kötü ruhların sihir yoluyla bir insanın kılığına girmesi motifi, Kazak masallarında da sıkça görülür. Örneğin “Bahtıbay Bi” masalında şöyle bir olay anlatılır: “Bi’yin tek oğlu varmış. Bir gün hanımıyla birlikte akrabalarına giderken yolda karşılarına bir şeytan çıkmış ve onlara katılmış. Bir süre sonra kadın fark etmiş ki kocası iki tane olmuş. Birbirlerinden en ufak farkları yokmuş. Kadın hangisinin kocası olduğunu ayırt edememiş. Sağındakine ‘kocam’ dese, solundaki de aynısıymış; solundakine ‘kocam’ dese, sağındakiyle birebir aynıymış. Böylece kadın hangisinin kendi kocası olduğunu bilemeden iki tarafına şaşkınlıkla baka baka yürümeye devam etmiş. Bu sırada birbirinin aynısı olan beyin oğlu ile şeytan, yol boyunca kadına sahip olma kavgasına tutuşmuşlar. İkisi de ‘kadın benim’ diyerek kendi tarafına çekip kadının atının dizginine saldırmışlar.” Masalın devamında, küçük kadı Bahtıbay, tartışan iki rakibi sınamak amacıyla “Kim kazanırsa, küpün içine girsin” der ve ardından küpün içine giren şeytanı hapsederek adamı kurtarır.

Kaynak kişiler, insanı diğer güçlerden ayıran en temel kutsal işaretin “İnsan işareti” olduğunu belirtirler. Eski Türk balballarında, taş heykellerinde de erkek figürlerinin iki yana kıvrılmış güçlü bıyıkları işlenmiş, üst dudağın ortasındaki bu çukur kısımda bıyık tıraşlanmış ve açık bırakılmış şeklindeki tasvirlere sıkça rastlanmaktadır.

Örneğin, Moğolistan’daki Altay Dağlarında bulunan eski bir Türk taş heykelinin betimlemesi şöyledir: “Heykelin başı, gözü, burnu, kaşı, bıyığı ve ağzı belirgin biçimde işlenmiştir. Halkalı sarkacı olan bir küpesi vardır. Sağ elinde törensel bir kap tutarken belinde ise kemeri bulunmaktadır. Bu heykelin özellikle bıyıkları iki yana kıvrılmış, ortası tamamen açık bırakılmıştır.” Bu tarz heykeller çokça bulunduğundan, eski Türk döneminde de halk arasında “insan işareti”ne dair mitolojik inanışların yaygınlaştığını düşündürmektedir.

Müslüman olmayan Moğollar da bu yüz kısmını “hün / insan” olarak adlandırmışlardır. Bununla ilgili Moğolca açıklamalı sözlükte şu şekilde açıklama bulunmaktadır: “Hün II. Hüny hamrın baganın yaruul deed uruulın dundah hovil (horhor), hün deer n’ hatgah (hünii uruulın dundah hovil (horhor) deer n’ hatgah.” (“Hün II. İnsanın burnunun alt tabanı ile üst dudağının ortasındaki oluk [çukur]; insana dokunmak, dürtmek (insanın dudağının ortasındaki çukuru dürtmek, dokunmak).

Açıklamalardan anlaşılacağı üzere “insan işareti” kavramı, çok eski çağlardan beri Türk-Moğol topluluklarında ortak bir mitolojik anlayış olarak mevcut olmuştur.

Kaynakça: Babalar Sözi: Jüz Tomdık. (Babalar Sözü: Yüz Ciltlik Seri) Cilt 76. Astana: Foliant, 2011, s.382; https://sozdikqor.kz/search?q=%D1%81%D1%83%D0%B0%D0%B3%D0%B0%D1%80#page-2; Kekilbayulı A. En Bakıttı Kün. (En Mutlu Gün) Karaganda, 2024; https://www.mongoltolt.mn/search.php?ug_id=117727&opt=1&word=%D0%A5%D2%AE%D0%BD; 2005 yılında M. Auezov Edebiyat ve Sanat Enstitüsü’nün Moğolistan’daki Kazaklar arasında yürüttüğü folklorik müzik araştırma gezisi ses kayıtları. Araştırma üyeleri: A. Nurbayev ve A. Toyşanulı; Bayar D., Erdenebaatar D. Mojjol Altayının İnsan Taş Heykelleri. Ulanbator, 1999, s.166.

Akedil Toyşanulı

Bugut Yazıtı / Tatpar Kağan Yazıtı Tam Metin
Adam Ata – Hava Ene - Krk.

Leave A Comment